Hayatın bitmek bilmeyen o gürültülü hengamesinde, en çıplak gerçeği; yani ölümü cebimize koyup unuttuk. "Bana bir şey olmaz" özgüveniyle savurduğumuz her gün, aslında ömür sermayemizden harcanan son kuruşlar. Peki, soruyoruz: Bu bitmek bilmeyen hırs, bu dinmek bilmeyen ego savaşı ne için?
Gündelik stresin arkasına sığınıp nefsimize ne de kolay yeniliyoruz. Bir bakmışız bir gıybet masasında başkasının hayatını öğütüyoruz, bir bakmışız anlamsız bir tartışmada kalp kırıyoruz. Oysa o masadan kalktığımızda elimizde kalan tek şey; kirlenmiş bir ruh ve kaybedilmiş bir huzur. Başkasını çekiştirirken aslında kendi insanlığımızdan çaldığımızı ne zaman fark edeceğiz?
Herkesin kendini kusursuz, geri kalan her şeyin ise "yük" olduğunu sandığı bir devirdeyiz. Omuzlarımızdaki o ağır duygusal yükün tek bir getirisi var: Stres ve mutsuzluk. Kimseyle kötü olmaya, köprüleri havaya uçurmaya değmeyecek kadar kısa bir yolculuğun yolcularıyız. Yarına çıkacağımıza dair elimizde hiçbir senet yokken, küslük biriktirmek ruhu yaşlandırmaktan başka ne işe yarar?
Toparlayacak olursam Bu dünyada heybetli, kudretli görünüp "hep benim" diyenler; hırslarıyla dünyayı titretse de günün sonunda her misafir gibi aynı kapıdan çıkacaklar.Kısaca; Rabbim önce sağlık, sonra o sağlığı taşıyacak bir "misafir bilinci" versin. Bu dünya hırsların değil, hoş bir sedanın kalacağı yerdir.
Yorumlar
Kalan Karakter: